Beyin ve Davranış

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Beyin ve Davranış

Mesaj  Admin Bir Çarş. Ağus. 20, 2008 10:43 am

Beyin ve Davranış
Beynin nasıl öğrendiği konusunda son yirmi yıl
içinde ilginç gelişmeler oldu. Beyninin her iki lobundan biri alınan
hastalar üzerinde gerçekleştirilen çalışmalar hızlı öğrenme ve hafıza
eğitimi metodlarında çığır açtı.

Bunca gelişmelere rağmen beyin,
hâlâ insan vücudunun çalışması hakkında en az şey bilinen organı olma
özelliğini koruyor. Konunun uzmanlarına göre bir çok kişi beyin
potansiyelinin ancak % 4-8 arasındaki bir kısmını kullanıyor. Beyin
gerçekleri, başarılı bir eğitimin insanın öncelikle kendini tanıması ve
keşfetmesine; nasıl öğrendiğini öğrenmesine bağlı olduğunu gösteriyor.
İnsan beyni yaratılış itibariyle bir öğrenme programıyla yüklü olarak
gelmektedir. Ancak bu programın yanında ‘kullanıcı el kitabı’ mevcut
değildir. Zaman geçtikçe öğrenilen bilgi ve becerilerin modası geçmekte
ve kullanılmaz hâle gelmektedir. Modası geçmeyen ve hayat boyunca
ihtiyaç duyduğumuz ise ‘öğrenmenin öğretilmesidir.’

Bu
gelişmeler ‘başarılı insan’ kavramında da değişikliğe yol açtı.
Günümüzün başarılı insanı beyninin her iki yarısını da etkili ve
dengeli bir şekilde kullanabilen ve gerektiğinde birinden diğerine
kolaylıkla geçebilen insan olarak değerlendiriliyor.. Beyin hücreleri
arasındaki bağlantıları gelişmemiş insanlar, beyinlerine ne kadar bilgi
yığmış olurlarsa olsunlar düşünce, muhakeme, akıl yürütme becerileri
gelişmemekte, bu yüzden de eğitilmiş sayılmamaktadır.

Beyin nasıl öğreniyor? Beynin öğrenme ile ilişkisi nedir? Şimdi bunları ele alacağız.

HİPOKAMP VE ETKİLİ ÖĞRENME

İç
içe üç bölüm hâlinde bulunan beynimizin orta beyin bölümünde yer alan
‘hipokamp’ (hippocampus) ‘hafızanın merkezi’ durumundadır. Bu merkez
‘beynin yazıcısı’ gibi faaliyet gösterir.

Beynin yazıcısını kendi isteğimizle çalıştırıp, istediğimiz bilgileri kaydedebilir miyiz?

Hipokamp
bölgesi bilgilerin kalıcı hafızaya geçip, geçmeyeceğine karar veren
merkezdir. Çeşitli şekillerle bize ulaşan bilgiler, verdiğimiz önem
derecesine göre kaydolmaktadır beyne. Merak ve ilgi duymadığımız,
önemsemediğimiz; kısacası duyguların hareketlenmediği olaylarda gelen
bilgiler düşük frekanslı elektrik sinyalleri şeklindedir. Sonuçta zayıf
sinaptik bağlar oluşur ve beyin ‘hardiskine’ (korteks) kayıt işlemi
gerçekleşmez. Çünkü böyle durumlarda ‘alıcılar’ (duygular) harekete
geçmemektedir. Duyguların uyandığı olaylarda ise hipokamp
hareketlenmekte ve ‘korteks’e kayıt işlemi tamamlanmaktadır.

Dış
beyin kısmını teşkil eden korteks, beynin düşünen, konuşan, yazan, yeni
buluşlar yapan, merak eden, plân yapan, öğrenmenin, zekanın ve
hafızanın oluştuğu bölüm olup, sınırsız bir kapasiteye sahip
görünmektedir. Üzerindeki görme, duyma ve diğer algılama merkezleriyle
ve dış dünyayla sürekli iletişim halinde bulunur. Bu kapasiteyi
nöronlar arasında kurulan ilişkiler sağlamaktadır. Merak ve ilgi
eksenli bilgiler, duyguları uyandıran olaylar olduğundan orta beyindeki
hipokamp, giriş vizesi vermekte, bilgiler beyin korteksi üzerine
kaydedilmektedir.

İstatistikler, bir toplumda ancak %7-10’luk
öğrenci kesiminin her şeye karşı meraklı olduğunu gösteriyor. Bunlar ek
bir motivasyona ihtiyaç duymadan ilgi ve meraklarının yüksekliği
sebebiyle öğrenmeyi her ortamda başarırlar. Bu durumda eğitimde temel
kaygı ve hedef % 90’lık büyük çoğunluğun nasıl motive edileceği
üzerinde düğümlenmektedir. Bu yüzden aktif ve doğru eğitim modelleri,
öğretmenin ‘iyi ders verme’ ve ‘iyi ders anlatmasından’ farklı bir
durum ortaya koymakta; ‘iyi motive etme ve merak ve ilgi uyandırmayı’
öne çıkarmaktadır.

Öğrencinin konuya ilgisinin çekilmediği,
merakın uyandırılmadığı ve konunun zevkli ve eğlenceli hâle
getirilmediği öğretme süreçlerinin, başarısız kalması hipokamp denilen
beyin bölgesinin uyarılmamasıyla ilgilidir. Üzerinde merak ve ilgi
etiketi taşımayan bilginin beyne girmek için gerekli vizeyi alması
mümkün değildir. Bu yüzden de “merak ilmin hocasıdır” denilmiştir.
İnsanlar, yalnızca öğrenmeyi isterlerse öğrenirler. Kendilerini, merak
ve ilgilerini beslerlerse geliştirebilirler. Enerji ve güçlerinin
kaynağı kendileridir. Bir bilgiyi şuurlu olarak istemeyen ve bulduğunu
da şuurlu olarak özümsemeyen ve kullanmayan kişi aslında öğrenmeyi
başaramamış demektir.

BEYİN LOBLARININ ÖĞRENMEDEKİ YERİ

Birçok
test sonucunda, beynin sol lobunun, konuşma, matematiksel işlemler,
diziler, sayılar ve analiz gibi konularda çok üstün olduğu, mantıklı ve
doğrusal çalıştığı tespit edildi.

Araştırma sonuçları beynin sağ
lobunda da, ritm, hayal kurma, renkler, boyut, hacim, müzik gibi
fonksiyonların icra edildiğini ortaya koymaktadır. Beynin sol tarafı
bilgiyi mantıklı ve doğrusal olarak işlemekte, sağ lop ise artistik
tarafı oluşturmakta, detaydan çok resmin bütünüyle ilgilenmekte ve
bilgiyi şekil ve hayal gücüyle işlemektedir.

Sağ lobun duygular,
inanma ve hayallerin etkisinde olduğu ve fotoğrafik, yani bütünsel
öğrendiği ortaya çıktı. Bu yüzden bilgiyi sıra ile işleyen sol lobun
aksine sağ lobun öğrenmede çok daha hızlı ve etkili olduğu anlaşıldı.
Ayrıca, insanın mucitlik ve üretkenlik kısmı sağ lob fonksiyonları
arasında yer almaktadır.

Sadece sol lobu gelişmiş olan ve bu
lobu iyi kullanan insanların üretken düşünebilmesi sağ loplarını da
geliştirmelerine bağlıdır (gerekir). Öğrendikleri konuları ve
formüllerden yeni şeyler üretebilmeleri ancak beynin sağ lobunu işin
içine katmaları ile mümkündür.

Beynin her iki lobu birbirini
tamamlayan fonksiyonlara sahiptir. Her iki lob arasında yoğun sinir
lifinden oluşan ‘korpus kallosum’ ağ demeti bulunur. Bu ağ, beynin sağ
ve sol lobu arasında sürekli bilgi alışverişinin yapılmasını sağlayan
bir köprüdür.

Sağ beyin yaratıcılığı, duygusallığı, seslere ve
renklere, hayal gücüne, sezgilere ve soyut algılamalara daha yatkın
çalışırken; sol beyin mantıklı, sistematik ve analitik düşünmeye, yazı
ve sayılara, ölçme, değerlendirme ve eleştirmeye daha yatkın olarak
çalışmaktadır. Beyinlerinin bir yarısını diğerine göre daha iyi
kullanan kişiler, diğer boyutta çalışan yarıküre’nin yeteneklerine
ihtiyaç duyduklarında zorlanırlar ve başarısız olurlar.

Hızlı ve
etkili öğrenmenin yolu beynin her iki lobunu birlikte ve dengeli
kullanmaktan geçiyor. Bir kuşun uçabilmesinin iki kanatla mümkün olması
gibi etkili öğrenme için beyin loblarının her ikisinin dengeli
gelişimine ihtiyaç vardır.

İki lobun birlikte kullanıldığı,
birbirleriyle uyumun sağlandığı ve işbirliği içinde çalışıldığı
durumlarda kişisel yetenek ve etkinlikte olağanüstü artış
gözlenmektedir. Eğitimde beynin iki lobunun kullanımı, beyin
kapasitesinin iki kat değil, kat kat arttırmasına yol açmaktadır.

Kitap
okurken genelde her iki lob birlikte koordineli bir şekilde çalışmak
zorunda kaldığından kitap okumak beyin loblarının dengeli gelişiminde
en faydalı faaliyetlerdendir. Sol lobca takip edilen ve kavranan sözel
kavramlar, sağ lobla tasvir edilir, şekil, imge ve yeni düşüncelere
dönüştürülür, canlandırılır. Halbuki, televizyon izleme sağ lobu
genelde pasif durumda bırakmaktadır. Bu yüzden de beyin gelişimine
pozitif bir katkı sağlamamaktadır.

İnsanların yüzünü kolayca
hatırlarken, ismini hatırlamada zorlanışımız sağ lobun öğrenmede sol
lobdan ne derece etkin olduğunu gösterir. “Bin defa duymaktansa bir
defa görmek yeğdir” Çin atasözü de bu gerçeğe parmak basmaktadır.
“Hafıza şekillerle, temsillerle çalışır ve bilgiyi resimlerle işler”
şeklinde ifade edilen hafıza gerçeği aslında sağ lobun şekil, resim,
hareket ve boyuta duyarlılığı; hayallerin ve üretici düşüncenin merkezi
olması vesilesiyle öğrenmede olağanüstü etki ve fonksiyonuna işaret
etmektedir.

Bazı insanlar okuduğu, gördüğü ve duyduğu bilgileri
kolayca ve hemen hatırlıyorlar. Bunlar ‘fotoğrafik hafızaya’ sahip
insanlardır. Fotoğrafik hafızaya sahip insanlar üzerinde yıllar süren
bilimsel araştırmalar yapılmıştır. Bunların en önemli özellikleri
beynin her iki lob fonksiyonlarını birlikte ve dengeli olarak
kullanmalarıdır.

Ülkemizde bilgiyi aktarmaya dayanan
‘söyleme-anlatma,’ ‘öğretme’ metodundan ibaret kalan eğitim şekli
beynin sol lobunun, diğer bir deyişle beynin yarısının kullanıldığı
eğitim tarzıdır. Hayal gücü, renk, şekil, boyut, bütünsel kavrayış,
hayal, duygular, eleştirel ve yaratıcı düşünme gibi özelliklerine sahip
sağ lob fonksiyonları yerine getirilememektedir.

Boş bir kutu
içine bir şeyler dolduruyor muşcasına süre giden sadece sol loba hitap
eden ezberci eğitimin, ne derece verimsiz kaldığını hep birlikte
görüyoruz.

Eğitimle ilgili toplumda yaygınlaşan çarpıcı ifadeler
de aslında özellikleri yeni anlaşılan beyin gerçeklerinin
somutlaştırılmış ifadeleri olmaktadır.

Anadolu Liseleri
Sınavlarına veya üniversiteye hazırlayacağız diye eğitim, tamamen
ezberci ve tekrara dayanan sol beyin ağırlıklı bir öğrenim yöntemine
dönüştürülmüştür. Bu durum bir öğrenim ya da öğrenme değil sadece
kişilere verilen bilgilerin belleğe kayıt edilmesidir. Bu kayıtlar ise
inanılmaz bir hızla bellekten silinmektedir (ya da öğrenciler bu
kayıtlara ulaşamamaktadır).

BEYİN HÜCRELERİ ARASINDA KURULAN BAĞLANTILAR

Gerçek
öğrenme bir bakıma oluşan bilgi tabanlarının üzerine alttakilerle
bağlantılı yeni bilgiler inşa etmek demektir. Bu da ancak beyin
sinirlerinin ağ oluşturması ile sağlanmaktadır. Beyinde 10 milyarın
üzerinde beyin hücresi vardır. Kurulan hafıza ilişkileri ve zihinsel
faaliyetlerin her biri bu hücreler arasında yeni bağlar kurarak bir ağ
tabakası oluşturmaktadır. Kurulan bağların sayısı ne kadar fazla ise
zihinsel potansiyelin gücü de o derece yüksektir. Hücreler arası ağ
tabakasındaki her ilave bağ, hafıza-muhakeme-anlama-fikir yürütme
gücünü kat kat artırmaktadır.

Bunun nasıl olduğunu kısaca
anlatalım. Beyin hücresi şekil olarak ahtapota benzer.. Ortada bulunan
hücreden etrafa doğru küçük ipliksi uzantılar yayılır. Dokunma, duyma
ve görme gibi duyu organları yardımıyla beyine gelen mesajlar veya
hayal gücüyle beynin kendisinin ürettiği düşünceler beyin hücreleri
üzerindeki bu ipliksi kanallar yardımıyla beynin içinde iletişim
sağlarlar. Bu iletişim, bir bakıma milyonlarca zincirleme kimyasal
reaksiyonlardır ve beyin hücreleri arasında yeni bağlar kurulması
olayıdır.

Bu tip bağlanmayı sağlayan düşünceler yeni bilgiyle
daha önceden bilinen bilgiler arasında şuurlu veya şuursuz olarak
ilişki kuran zihinsel faaliyetlerdir.

Orta beyindeki hipokamp,
özellikle duygusal boyutlu; bizi ciddi etkileyen olaylarda beyin
hücreleri arasında kalıcı ve sağlam bağlar kurmasını sağlar. Gelen
bilgiler, şayet hipokampı uyaracak nitelikte ise, diğer bir deyişle
duygu eksenli ve merak odaklı ise; beyin kapısından içeri girmeye
“izin” verilir.

Eskiden insanlar şimdiki gibi, telefon
bağlantılarına sahip olmadığından haberleşme zayıftı. Birbirinden
bağımsız durumdaydılar. Şimdi ise iletişim araçları sayesinde tüm dünya
adeta bir köy hâline gelmiş bulunuyor. Beyin hücrelerinin başlangıç
hâlini, birbiri ile iletişimi kopuk eski çağlardaki insanlarının
vaziyetine benzetebiliriz. Başlangıçta beyindeki nöronlar arasında da
çok fazla bağlantı yoktur.

Beyin yeni öğrendiğimiz bir bilgiyi
yeni sinirsel bağlantılar oluşturarak “kullanışlı ve bilimsel düşünce”
hâline getirir. Yani daha önce öğrenilen bilgilerle ilişkilendirir.
Kurulan hafıza ilişkileri ve zihinsel faaliyetlerin her biri bu
hücreler arasında yeni bağlar kurarak bir ağ tabakası oluşturmaktadır.
Kurulan bağların sayısı ne kadar fazla ise zihinsel potansiyelin gücü
de o derece yüksektir.

Beyin, korteksi düşünen ve düşündükçe de
sinirsel ağlar oluşturan bir yapıya sahiptir. Bu da, insan
biyobilgisayarının diğer bilgisayarlardan ayıran bir temel özelliğini
teşkil eder.

Beyinde 12 adet beyin hücresinin birbiriyle
bağlanma alternatiflerinin sayısı bir permütasyon hesabıdır. Bu hesabın
sonucunda olağanüstü büyük bir rakamla karşılaşıyoruz: 479,001,600.
Beyin hücresi sayısını sadece bir artırdığımızı yani 13 yaptığımızı
düşünelim. Ortaya çıkan sayı şimdi çok daha büyük: 6,227,020,800.

Milyarlarca
beyin hücresi olduğuna göre sonucun büyüklüğünün rakamlarla ifadesi
mümkün değil. Hücreler arası ağ tabakasındaki her ilave bağ,
hafıza-muhakeme-anlama-fikir yürütme gücünü kat kat artırmaktadır.

Bir
bilgisayar alıp, ona bazı programlar yükleyerek kullanabilirsiniz.
Ancak bilgisayarınızın donanımını, kapasitesini ve elektronik
devrelerini programlar yardımıyla değiştiremezsiniz. Halbuki sahip
olduğumuz biyobilgisayar yaradılış itibariyle öyle programlanmıştır ki,
programı iyi kullandığınız sürece yeni devreler oluşmakta ve kendi
kendini geliştirmektedir. Kendinizi yormadan kolayca hatırladığınız
bilgiler hücreler arası sağlam ve kalıcı bağlar sonucu ortaya çıkar. Şu
halde hızlı öğrenme ve kalıcı bir hafıza gücüne sahip olmanın üçüncü
önemli adımı, düşünme tarzının, beyin hücreleri arasındaki bağların
artması ve güçlendirilmesi ile ilgili olmaktadır.

EĞİTİM NEDEN EĞİTMİYOR?

Mevcut
eğitim, nedenini sorgulamadan söyleme-konuşma yoluyla “doğruları
aktarma” temeline dayanmaktadır. Bu eğitim sürecinde öğrenci yüklenilen
bilgileri daha önceki bilgilerle ilişkilendirilmemekte “muhakeme-akıl
yürütme-yorumlama vb.. zihnî boyuttan uzak bir şekilde sadece hafızaya
yığmaktadır. Bu yüzden bu süreçte beynin “sağ lobu” öğrenmeye dahil
olmadığı gibi, yeni “sinir bağı” oluşumu da söz konusu olmamaktadır.

İşte
bu yüzden her türlü “tekrar” ve “bilgiyi aktarma” işlemleri ve de
öğretme çabalarının beynin düşünce yapısının oluşumuna (ağ
tabakalarının gelişimine) katkısı olmamaktadır. Bu gerçek ışığında
ülkemizde uygulanan ezberci eğitim sisteminin “eğitsel hedeflerine”
neden ulaşmadığını, insanların neden düşünmeyi öğrenemediği ve
yetkililerin ve topyekûn insanımızın, problemler karşısında neden aciz
kaldığı daha iyi anlaşılmaktadır.

Kur’an’da “faydası olmayan
bilginin peşine düşme” (İsra, 36) ayeti pratiğe dönüşmeyen “kuru
bilgiye” karşı insanı dikkatli olmaya çağırır. Hz. Peygamberin “faydası
olmayan ilimden Allahım sana sığınırım” duası da konumuz açısından ilgi
çekicidir. Kur’an-ı Kerim’de yer alan “kitap yüklü merkep” ibaresi
habire bilgi yüklemeye çalışan ve öğrencileri bilgi hamalı olmaktan öte
bir meziyet kazandıramayan eğitim yapımızla uyuşması ilginçtir.

Beynin
öğrenme mekanizmasını ve gücünü harekete geçiren aktif eğitim
modellerinden birisi “senaryo temelli-proje destekli” eğitimdir.
Dersler “temsiller” hâlinde sunulunca, yani anlamlı senaryolarla
birleştirildiğinde dersler, sınıfların “sun’i duvarları” arasına
“hapsolmaktan” kurtularak “gerçek hayatla” birleşmekte, yaparak ve
yaşayarak “gerçek öğrenme” ortaya çıkmaktadır. Hafıza merkezi hipokamp
gibi beyin sağ lobu da öğrenme faaliyetine dahil olduğundan verim
olağanüstü yükselmektedir.

Dileğimiz, yaratılışa ve eğitim
gerçeklerine ters bir şekilde sürdürülen eğitimin sorgulanarak bir an
evvel beyin gerçeklerine riayet eden aktif eğitim modellerinin hayata
geçirilmesidir.

Prof. Dr. Osman Çakmak
KAYNAK: http://www.zaferdergisi.com/makale.asp?makale=998
avatar
Admin
Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 114
Kayıt tarihi : 10/08/08

Kullanıcı profilini gör http://health100.eniyiforum.net

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz